Peygamber Efendimize ilk vahiy geldiğinde neyi “okuması” istenmişti?

 

  • Hira mağarasında bulunan Peygamber Efendimize vahiy meleği Hz. Cebrail gelerek, “Oku!” diye hitap etti. Fahr-ı Kâinat “Ben okuma bilmem!” diye cevap verdi. Hz. Cebrâil, kendilerini kucakladı ve adeta kendisinin bir hayal veya hallüsinasyon olmadığını, gerçeğin ta kendisi olduğunu belirtircesine sıkıp bıraktıktan sonra, tekrar  “Oku!” diye seslendi. Rasulallah aynı cevabı verdi: “Ben okuma bilmem!” Hz. Cebrâil, bir defa daha Efendimizi kucakladı ve sıkıp bıraktıktan sonra yine seslendi: “Oku!” Efendimiz “Ben okuma bilmem, söyle ne okuyayım?” Bunun üzerine Hz. Cebrail, Alâk Sûresinin ilk beş ayetini Efendimize aktardı: “Yaratan Rabbinin ismiyle oku! O Rabbin ki, insanı bir alaktan (embriyodan) yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, insana kalemle yazmayı öğretendir.” Peygamberimizin, okuma bilmemesine rağmen, “Oku!” emrine muhatap olması, “Ey Peygamber! Okuma bilmiyorsan da Allah’ın emriyle şimdi okuyabilecek, gökleri ve yeri yaratan Rabbin seni okumaya muktedir kılacaktır.” anlamına gelmektedir. Bu emir, ümmi Nebiyi okur hale getirmiş, ilk vazifenin Rabbinin adıyla okumaya başlamak olduğunu anlatmış ve okunacak bir kitabı -Kur’an’ı- indirmeye başlamıştır. Okuma hakiki anlamda gözle gerçekleştirilen bir eylem olduğu gibi, mecazî olarak zihinden hatırlamayı/ezberden söylemeyi de ifade eder. Resulullah’ın kırâati, yazıya ihtiyacı olmaksızın Allah tarafından gönderilen Kur’ân’ı ezberinden en mükemmel şekilde okumaktır ki; kendi kendine, namazda veya diğerlerine tebliğ için okumayı, okutmayı ve yazdırmayı kapsar. Bu bağlamda, “Oku!” emri, vahyedilen şeyleri okuma anlamındadır.
  • İkra’, etimolojik olarak toplama/toplanma anlamına gelir. Mustafa İslamoğlu’nun ifadesiyle, bu emrin altında, zımnen, “Kalbine yazılan vahyin ışığında hakikatin parçaları arasında bağ kur! Parçanın bütüne aidiyetinin illet ve hikmeti üzerinde düşün! Varlığı Allah merkezli bir okumaya tabi tut!” mânâsı yatmaktadır.  Âyette geçen Yaratan Rabbinin adıyla oku! emri, Allah’tan bağımsız bir bilgi ve bilim anlayışını reddetmektedir. İnsan, bilgi edinme sürecinde Allah’ın verdiği imkân ve yetenekleri kullanmakta, O’nun yarattığı şartlarda ve onun yarattığı varlıklar üzerinde bilimsel inceleme ve araştır­malar yapmaktadır. Yani hem insandaki okuma yeteneğini ve okuma imkânlarını veren, hem de okunacak nesneleri yaratan Allah’tır. Bu anlamda, Rabbimizin yaratma sıfatına vurgu yapılması manidardır.
  • Bazıları da okumanın[1]davet etme, çağırma anlamına geldiği üzerinde durmuştur.
  • Namaz kılma, tebliğ etme vb. emre muhatap kılındığımız bütün amellerin ilimle yapılması gerekir. Kur’an’da, “Bil ki Ondan başka ilah yoktur.” âyetinde, öncelikle “bilme”nin emredilmiş olması manidardır. Ebul Hasan Ali Hasanı en-Nedvî “oku” emrinin, İslâm’ın her şeyi ile ilim üzerine kaim olacağına işaret ettiğini, nazil olan ilk ayetlerde “oku” emrinin iki defa tekrarlanmasının ve ilmin en önemli vasıtası olan kaleme yemin edilmesinin, ilim ve kalem olmadan hiçbir hedefe ulaşılamayacağını gösterdiğini belirtmektedir. Söz konusu emir, Peygamberimizin şahsında tüm Müslümanlara ilim öğrenmenin gereğini vurgulayan bir manayı ihtiva etmektedir.
  • Dünya ve ahiretteki kurtuluşumuz, hayatımızın istikamet kaynağı Kur’an’ı okumaktan geçiyor. Yaratan Rabbimizin adıyla vahyi okuyacak ve aldığımız feyzle kâinat kitabını ve onun fihristesi olan insanı da doğru olarak okuyacağız.
Dr. Naim Tatlıcı

(13136)

kez okunmuştur.


[1] Okuma tabiri, Anadolu’da da düğün vb. bir etkinliğe daveti ifadede kullanılır.

Yorum Yapabilirsiniz

*