Kur’ân’da, Rabbimiz hakkında “Yaratanların en güzeli” gibi ifadelerin bulunmasının hikmeti nedir?

Kur’ân’ın, baştan başa tevhitten bahsediyor olması, bu tabirlerin –hâşâ- “mevcut ilahların en güzeli” anlamında olmadığını göstermektedir. Bu tabirler ile, Cenab-ı Hakk’ın isim, sıfat ve fiilleri açısından farklı boyutlarda yapılan kıyaslamalara işaret edilmektedir:

  • İsim/sıfatların mertebeleri boyutuyla karşılaştırma: İsim ve sıfatlar için, sonsuz sayıda mertebe tasavvur edilebilir. Örneğin, insanlar arasında ilim sıfatının okuryazarlıktan profesörlüğe kadar farklı seviyeleri bulunmaktadır. Kur’an’da geçen ve karşılaştırma/kıyaslama ifade eden bu gibi tabirler, Cenab-ı Hakk’ın bahsi geçen isim veya sıfatın mümkün ve tasavvur edilebilecek bütün mertebelerinin en mükemmelinde ve en güzelinde olduğunu anlatmaktadır. Kâinat, yaratılışındaki mükemmellik ile bu hakikata şahittir. “En güzel isimler O’nundur. (Taha, 6)” ayetinde, O’na ait bütün isimlerin “güzel” olarak vasıflandırılması da, bu anlamı teyit etmektedir. Bu anlamda, “Sonra o su damlasını bir embriyo olarak yarattık, ardından o hücre topluluğunu da bir çiğnem et şeklinde yarattık, ardından bu bir çiğnem eti kemikler olarak yarattık, ardından da kemiklere et giydirdik, sonra onu bir başka yaratılışla inşa ettik. Yaratıcıların (Yaratanların) en güzeli olan Allah, ne yücedir. (Mü’minun, 14)” ve “Yaratanların en güzeli olan Allah’ı bırakıp da Ba’l putuna mı tapıyorsunuz? (Sâffât, 125)” ayetlerinde geçen “Ahsenü’l-Halikîn” tabiri, yaratıcılığın diğer sıfatlar gibi pek çok mertebeleri bulunduğuna işaret etmekte olup, “yaratıcılığın en güzel ve en son mertebesinde celâl sahibi bir Yaratıcı” anlamına gelmektedir. Nitekim, Mü’minun suresinde, önce insanın mükemmel biçimde yaratıldığına ilişkin safhalara yer verilmekte ve ayetin sonunda “Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.” buyrularak, yaratılıştaki mükemmelliğe dikkat çekilmektedir. Ayrıca, O ki yarattığı her şeyi güzel yarattı… (Secde, 7)” âyetinde de işaret buyrulduğu üzere, en güzel “yaratma”, hem eksiklik ve noksanlıktan münezzeh mükemmelliği; hem de her şeyin, herşeye lâyık bir tarzda yaratılıyor oluşunu içermektedir. Her bir varlık kendine münasip yetenek ve teçhizat ile dünya meydanına gönderilmektedir. Örneğin, insan gözü, kendisi bizzat güzel olduğu gibi, insan vücuduna en uygun biçimde yerleştirilmesi yönüyle de güzeldir.
  • Zihinsel algımıza göre karşılaştırma: “Ahsenü’l-Halikîn”, “Allahu Ekber”, “Hayru’l-Fasilîn (İşleri çözüme kavuşturup karara bağlayanların en hayırlısı)”, “Hayru’l-Muhsinîn (İhsanda bulunanların en hayırlısı)”, “Erhamürrahimin (Merhametlilerin en merhametlisi)” gibi tabirler, Cenâb-ı Hakk’ın sıfât ve fiilleri ile bu sıfat ve fiillerin başka varlıklardaki küçük örnekleri arasında karşılaştırma yapıldığını göstermez. Cenâb-ı Allah’ın şefkatinin zayıf bir gölgesi hükmündeki anne şefkatinin, O’nun şefkati ile karşılaştırılması mümkün olabilir mi? Burada, insanların ve bilhassa gaflet ehlinin algı seviyesine göre bir karşılaştırma yapılmaktadır. Buna bir misal vermek gerekirse, onbaşısına itaat ve hürmet eden bir ere, esas itaat ve hürmetin daha büyük olan ordu komutanına olması gerektiği söylense, burada general ile onbaşı arasında gerçek anlamda bir kıyaslama yapılmış olmaz, büyüklüğü onbaşısında gören ve ona kayıtsız şartsız bağlanan bir ere, gerçek büyüklüğün ordu komutanında olduğunu anlatabilmek için böyle bir kıyaslamaya gidilmiş olur. Bu misalde olduğu gibi, yaratıcı ve nimet veren zannedilen zahirî sebepler, gaflete dalmış insanların nazarında, hakiki nimet veren ve hakiki yaratıcı olan Allah’a perde olur. Gaflet ehli, gözüken sebeplere yapışır, nimet ve ihsanı onlardan bilir, övgü, teşekkür ve senâlarını onlara verirler. İşte Kur’ân bu kişilere şu hakikatı hatırlatmaktadır: “Cenab-ı Hakk daha büyüktür, daha güzel bir yaratıcıdır, daha hayırlı bir ihsan edicidir. O’na bakınız, O’na teşekkür ediniz.” Ezanda yer verilen “Allahu Ekber” tabiri ise, yapılması gereken icraat ne kadar büyük olursa olsun, Allah’ın kudretinin daha büyük olduğunu; büyük olarak bilinen kim varsa, ondaki büyüklüğün Rabbimizin büyüklüğünün zayıf bir tecellisi olduğunu kulak veren gönüllere hatırlatır.
  • İnsana göre karşılaştırma: Bazı ilim adamlarına göre ise, “Halk (yaratma)”, yoktan var etme” anlamında kullanıldığı gibi, “takdir etme, planlama, olana şekil verme” anlamında da kullanılabilmektedir. İkinci anlamıyla, “yaratma” kelimesi hem Allah, hem de insanlar için kullanılabilir. Nite­kim “…Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde birşey halkediyordun… (Maide, 110)” âyetinde, Hz. İsa için, “halkediyordun” ifadesi kulla­nılmıştır. İnsan, eşya ve hadiselere müdahale edebilme yeteneği açısından Cenâb-ı Hakk’ın yeryüzünde tam bir halifesidir. Allah’ın “olana şekil verme” anlamında yaratabilen bir varlığı yaratması da nihayetsiz kudretinin delillerinden biridir. İnsan kendisine verilen ve bir ölçü birimi işlevi gören  “ene/benlik bilinci” ile, “Ben şu evi nasıl yaptıysam, şu dünya hânesini de birisi yapmıştır.” diyerek, kendindeki vehmi/zahiri yaratıcılıktan hareketle, “en güzel Yaratıcının” Rabbi olduğunu daha iyi idrak etmektedir. Buna göre âyeti; “Allah, takdir eden ve bi­çim verenlerin en güzelidir.” şeklinde anlamak da mümkün­dür.

Herşeyin doğrusunu O bilir.

Dr. Naim Tatlıcı

(5287)

kez okunmuştur.

Yorum Yapabilirsiniz

*