Kur’an’da Hz. Âdem ve Hz. Havva’ya şirk isnadı mı vardır?

“Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da yanında huzur bulsun diye eşini yaratan O’dur. O, eşini kucaklayıp sarılınca, eşi hafif bir yük yüklendi (hâmile kaldı). Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, Rableri Allah’a: ‘Andolsun bize kusursuz bir çocuk verirsen, muhakkak şükredenlerden olacağız.’ diye dua ettiler. Fakat (Allah) onlara kusursuz bir çocuk verince kendilerine verdiği bu çocuk hakkında Allah’a ortak koştular. Allah ise onların ortak koştuğu şeyden yücedir. (A’raf,189-190)” Söz konusu ayetler okunduğunda, “acaba ayetin sonunda şirke düştüğü ifade edilen kişiler Hz. Âdem ve Hz. Havva mıdır? Eğer öyleyse, şirk gibi büyük bir günahı bir peygamber nasıl işleyebilir? gibi bir soru akla gelebilmektedir. Öncelikle bu konuda çeşitli tefsirlerde yer verilen görüşleri ele almada yarar görüyorum:

  • Şirk koşanlar Hz. Âdem ile Hz. Havva’dır. Ancak buradaki şirk imani boyutta bir şirk değil, “Ebrarın (iyi olanların) iyilikleri, mukarreblerin (Allah’a yakın olanların) kötülükleri gibidir.” prensibince, onların yüce makamlarına uygun olmayan davranışlar anlamındaki şirktir.
    • Şirk, çocuğa verilen Abdulharis ismi ile gerçekleşmiştir. Doğan çocukların yaşamaması sonucu, şeytanın “Abdulharis ismini ver, o zaman yaşar.” telkinine uymuşlardır. Abdulharis ismindeki “abd” kelimesi, “kul” anlamında değil, “hizmetçi” anlamında kastedilerek konmuş olsa da,  ayette bu kada­rı bile kınanmıştır.
    • Doğan çocuğu bazen dünya işlerinde kullanmaları nedeniyle, ayette bu kada­rı bile kınanmıştır.
    • Hz. Âdem ve eşi çocuklarını sevme konusunda aşırı giderek şirke düşmüştür.
  • Şirke düşenler, Hz. Âdem’in soyundan gelen müşrik kadın ve erkeklerdir. Söz konusu ayetler, şahs-ı Âdem ile konuya giriş yapmakta, sonrasında Âdemoğluna intikal ederek evlatlarının şirk halini tasvir etmektedir.
  • Şirke düşenler, Hz. Âdem’in ve Havva’nın çocuklarıdır. “Çocukları” ifadesi lafız olarak mevcut olmasa da, mânâ olarak mevcuttur. Tıpkı “köye sor” cümlesinin “Köy(ün ahalisin)e sor” anlamını içermesi gibi.
  • Şirke düşenler, çocuklarına Abdimenaf, Abduluzza, Abdulkusayy ve Abdullat isimlerini koyan Kureyşlilerin atası sayılan Kusayy ve eşidir.
  • Âyette gerçekten vuku bulmuş bir olaydan değil, temsili bir olaydan söz edilmekte ve bununla da müş­riklerin cahilliklerine ve şirk iddialarına işaret edilmektedir. Yüce Allah sizin her birinizi bir can­dan yaratmış; insanlıkta erkeğe eşit bir varlık olarak eşini de yine aynı öz­den yaratmıştır. Kadının hamile olduğu anlaşılınca, eşler Rablerine, “Andolsun, bize kusursuz bir çocuk verirsen kesinlikle (sana) şükredenlerden olacağız!” diyerek dua ederler. Fakat Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, çocukla ilgili olarak Allah’a ortaklar koşmaya kalkışırlar; bazen tabiatçılar gibi bu çocuğun yaratılışını tabiata, bazen müneccimler gibi yıldızlara, bazen de putperestler gibi putlara nispet ederler. Burada, şirk inancına ve putperestlerin yanlışlarına dair âyetlere bir geçiş olmak üzere, özellikle müşrik­lerin tutumları anlatılarak dolaylı bir üslûpla genel bir uyarıda bulunulmaktadır.

Bahsi geçen ayetlerde, insanları bir erkek ve bir kadından üretip yayan Allah olmasına rağmen, bazı insanların şükredici olmak yerine şirk tuzağına düştükleri konusunda uyarı yapıldığı anlaşılmaktadır. Gerçekten de, insanoğlunun tarih boyunca sınandığı konulardan biri de evlat sevgisi olup, şirke götürebilecek boyutları olduğundan, mümin olanların bu konuda kalbî hassasiyetlerini korumaları gerekmektedir. Enfal suresi 28. âyette, “Ve iyi biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız birer imtihan aracından başka birşey değildir…” buyrulması bu hususu teyit etmektedir. Maalesef, insanoğlu “parmağın işaret ettiği yere değil de, parmağa bakma” illetine burada da yakalanmakta, ayetlerin mesajı yerine teferruatına odaklanma gibi bir hataya düşmektedir. Allah’a teslim olmuş müminlerin, zımnî şirk kokusundan uzak kalarak, kendini “çocuklarının sahibi” gibi görmekten sakınması, onlara Allah’ın emaneti ve hediyesi nazarıyla bakması gerekmektedir.

Herşeyin doğrusunu O bilir.

 Dr. Naim Tatlıcı

(3772)

kez okunmuştur.

Yorum Yapabilirsiniz

*